10 Kasım 2015 Salı

Atatürk, vefatının 77. yılında anılıyor...




Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, vefatının 77'nci yılında başta Anıtkabir'de olmak üzere tü yurtta törenlerle anılıyor.
Törenler, Atatürk'ün hayata gözlerini yumduğu saat olan 09.05'te saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşu ve resmi törenlerin ardından vatandaşlar, Atatürk'ün kabrini ziyaret etmek için Anıtkabir'e akın etti. Anıtkabir, bu gece saat 20.30'a kadar ziyarete açık kalacak.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, ÇELENK BIRAKTI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığındaki devlet erkânı, Anıtkabir'deki Aslanlı Yoldan Atatürk'ün kabrine yürüdü ve mozoleye kırmızı ve beyaz karanfillerden oluşan Türk Bayrağı şeklinde bir çelenk bıraktı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra Misakı Milli Kulesi'nde bulunan Anıtkabir Özel Defteri'ni imzaladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan deftere şunları yazdı:
"Aziz Atatürk, Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı ve Cumhuriyetimizin banisi olarak vefatınızın 77. Yıldönümünde şahsınızı bir kez daha hürmetle, rahmetle yad ediyoruz. Cumhuriyetimizin ilanının 92. Yıldönümünü geride bıraktığımız bu dönemde bize işaret ettiğiniz muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefi doğrultusunda tüm gücümüzle çalışmayı sürdürüyoruz. Dâhili ve harici bedhahlara rağmen Cumhuriyetimizin 100. Kuruluş yıldönümü olan 2023 yılı için belirlediğimiz hedeflere ulaşarak vasiyetinizi yerine getirmiş olacağız. Bu vesileyle şahsınız ve silah arkadaşlarınızla birlikte tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti inşallah ilelebet payidar kalacaktır. Ruhun şad olsun."

DOLMABAHÇE SARAYI TÖRENİN ARDINDAN ZİYARETE AÇILDI

Dolmabahçe'deki anma töreninde Atatürk'ün hayata gözlerini yumduğu odada bulunan yatağa karanfiller kondu. Saatler 09.05'i gösterdiğinde saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın ardından Atatürk'ün odasına ziyaretçiler alındı. Atatürk'ü anmak için Dolmabahçe Sarayı önünde vatandaşlar uzun kuyruklar oluşturdu. Ziyaretçiler sırayla içeri alınıyor.

TAKSİM'DE TÖREN

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 77. ölüm yıl dönümünde Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde tören düzenlendi. Törene İstanbul Valisi Vasip Şahin, 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri, muharip gaziler ve çok sayıda kişi katıldı. Saatler 9'u 5 geçe sirenler çalmaya başladı. Resmi protokolün yanı sıra genci yaşlısı herkes saygı duruşunda bulundu. 1 dakika Taksim'de hayat durdu. Bayraklar yarıya indirildi.

 

9'U 5 GEÇE HAYAT DURDU

Vatandaşlar her yıl olduğu gibi bu yıl da saat 9.05'te sirenlerin çalmaya başlamasıyla birlikte saygı duruşunda bulundular. Taşıt araçları seyirlerine ara vererek kornalarını çalarken, kimi sürücüler de saygı duruşuna katıldılar. Esnaf ve işyeri sahipleri de dükkân ve mağazalarının kapısına çıkarak saygı duruşunda bulundular.


7 Kasım 2015 Cumartesi

Fuat Baran: 'Fuat Avni Kimdir?'

Kimdir, ne iş yapar, nerde yaşar, evli mi, bekar mı bilinmez.?
Amma Tüm ülke de twittırda verdiği bilgilerle herkesin dilinde.
Kimi Hızır dedi, kimi cin, kimi bir gurup insan.
Kimi Hakan Fidan dedi, kimi Bilal Erdoğan dedi, kimi bizzat Tayyip Erdoğan dedi.
Kimi Firavunun sarayında ki Musa gibi dedi, kimi aslında ben yokum dedi.
Bence Fuat Avni kim mi.?
Bence Fuat Avni herkes ve her şey olabilir.
Amma bence bu asla ve asla Cemaatin sahip çıkacağı biri değil ve cemaatin işi değil.
Bence Fuat Avni her dediği doğru olarak kabul edilecek biri değil ama dediklerine önemsiz denilecek bir kişi de değil.
İsterseniz aklımda ki Fuat Avnileri kısaca anlatayım.
1. Fuat Avni ; Kendi dediği gibi ülkesini seven ve bunca yapılan haksızlıklara ve yanlışları içine sindiremeyen , ama bulunduğu yerde de olmak zorunda olduğu için kendini gizleyen yanlış yerde ki doğru kişi. Tüm bunları vatanını sevdiği için yapıyor.
Peki sizce bu sadece bu mudur.?
Bence bu sorunun cevabı kısa ve net olarak “evet” olabilir.
Evet bugüne kadar dediklerinin tümüne yakını doğru çıktı. Evet halkın dar oligartların içini, kimler olduklarını, nasıl bir zihniyete sahip olduklarını öğrenmesini sağladı.

Evet karşı karşıya olduğumuz tehlikenin ne kadar ciddi olduğunu ve neler yapabileceklerini öğrenmiş olduk.
Evet bazı operasyonları önceden söyleyerek bazı şahızların kurumların tedbir almasını sağladı.
Evet halkın ümitsizliğe düştüğü zamanlarda bize ümit aşıladı bu Tiranlık sistemine karşı. Evet seçim zamanı AKP nin yapacağı tüm hileleri önceden söyledi ve çoğu çıktı.
2. Fuat Avni ; malum dar oligartların kurguladıkları bir projemidir.
Peki sizce bu olabilir mi.? Bence bu sorunun cevabı
Evet olabilir

Neden mi.
Zira mantıklı düşünüldüğünde bu açıklamaya çok sayıda soru işaretinin eşlik ettiğini görüyoruz.
Nasıl bu kadar yakın ama bu kadar iyi kendini gizleyebiliyor
Nasıl bu bilgileri hiç acele etmeden , imla kurallarına uygun şekilde twit atabiliyor.

Neden bu güne kadar bekledi de 17-25 aralıktan sonra ortaya çıktı.
Nasıl Saray haricinde olan olayları, kişileri, mekanları bilebiliyor.
Tek kişi mi, yoksa bir takım mı.?

Acaba halkı ve kamuoyunu önceden yapılacak operasyonlara hazırlamak için bir projemi.
Acaba olaylar olmadan halkın tepkisini ölçmek adına bir oltamı.
Acaba böyle bir kişinin varlığı ile cemaatin gerçekten istihbarat ve gizli kapaklı işler yapıyor imajını verdirmek için kugulanan bir oyun mu.?

Acaba ilerde yapılacak büyük operasyonlardan önce altyapı ve kişilerin tesbiti ve delil toplama amacıyla ortaya konulan bir zemin etüdü mü.?
Acaba yarın ortaya çıktığında ben cemaatteyim dedirtilerek cemaatin halk nezdinde ki itibarını sarsma ve denilen suçlamaları haklı çıkarma adına bir proje mi.?
Daha bunun gibi yüzlerce soru sorulabilir ve şüpheler dile getirilebilir.

Her iki seçenekte olabilir ama bence Cemaatta ki arkadaşlar tamamiyle Fuat Avni’nin dediği herşey doğrudur deyip sahip çıkmamalı ve sahiplenmemeli.
Zira yarın üzerine kendi eliyle yapıştırdıkları bu şeyi sökemezler ve ihale cemaate kalır.
İkincisi cemaat her zaman şunu demiştir.
Allah var gam yok.
O zaman bu cemaat ne Fuat Avniler den nede fani kişilerden yardım ve kurtuluş beklememeli.
Nasıl ki cemaatin yaptıklarını şahıslara bağlamak yanlıştır. Zira bu olan şeylerin hepsi Allah’ın inayetiyle olmuştur anlayışı var, aynı şekilde ” bu zor günlerden ve sıkıntılardan feraha çıkaracakta sadece Allah’tır”  demeli ve hiç bir şahsa büyük misyonlar yüklenmemeli.
Hz. İbrahim’in dediği gibi “Allah ne güzel vekildir ,madem O görüyor O bize yeter” demeli ve sırtımızı sadece Allah’a dayayıp ondan yardım beklemeli ve dua ve maneviyata ağırlık vermelidir.
Zira bizim vazifemiz seferdir.

Zafer bizim işimiz değildir.
Zaferi rabbim nasip edecekse kimse engel olamaz
Zaferi rabbim nasip etmeyecekse Fuat Avniler de fayda etmez.

Eren Erdem'den 'muhalif medya' iddiası!

CHP Milletvekili Eren Erdem, "Muhalif medyaya açıkça kılıç çeken AKP yönetiminin, korkarım ki muhalif hatta kendinde taraf olmayan bağımsız basın emekçilerinin kartlarını yenilememesi gibi bir durum söz konusu. Kan bulaştırdıkları basın kartlarına bir de yenileme bahanesiyle el koymaya hazırlanıyorlar." dedi
CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün basın kartlarının yenilenmesine dair verdiği kararla ilgili yazılı basın açıklaması yaptı.

CHP Medyaya Baskıyı İzleme komisyonu'nda da yer alan Erdem, "Seçim sürecinde hepimizin tanık olduğu medyaya yapılan baskı ve basın emekçilerine yönelik tutum, seçimden sonra da dozajı artmış bir şekilde sürdürülmektedir. En son alınan bir kararla bir süredir sosyal medya üzerinden yayılan bir söylentinin gerçekleştirilmeye başladığını görüyoruz. Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, basın kartlarının henüz değiştirme zamanı gelmeden yenilenmesi için çalışmalar başlattı. Bilindiği gibi ağustos ayında tamamen siyasal gerekçelerle değiştirilen basın kartı Yönetmeliği, basın emekçilerinin birçok hakkını gasp etmiş ve ciddi eşitsizlikler yaratmıştı. Yine basın kartını hak ettiği belirlenen birçok gazeteciye kartlarının verilmediği, kartların ilgili müdür tarafından keyfi olarak imzalanmadığı da bu süreçte ortaya çıkmıştı. Muhalif medyaya açıkça kılıç çeken AKP yönetiminin, korkarım ki muhalif hatta kendinde taraf olmayan bağımsız basın emekçilerinin kartlarını yenilememesi gibi bir durum söz konusu. Kan bulaştırdıkları basın kartlarına bir de yenileme bahanesiyle el koymaya hazırlanıyorlar." ifadelerini kullandı.

'AKP, HAVUZ TETİKÇİLERİYLE DOLU BİR MEDYA ORDUSU OLUŞTURDU'
Seçim sürecinde halkın doğru haber almasının engellenmesi için devletin tüm organlarının kullanıldığını belirten Erdem, açıklamasına şöyle devam etti: "Seçim sürecinde muhalefetin seçim kampanyası yürüteceği, halka kendisini anlatacağı veya propaganda yapabileceği bir zemin yoktu. Yaşanan dehşet verici katliamların gölgesinde ve devlet zafiyetiyle beslenen güvensizlik ortamında elbette seçim kampanyası yapılmazdı. Ancak bir diğer taraftan AKP yönetiminin tüm medyayı gasp eden tutumu da muhalefetin kendisini halka anlatamadan seçime girmesine neden oldu. Halkımız TRT'de onlarca saat AKP'nin yalanlar ve manipülasyonlarla dolu açıklamalarına maruz kaldı, öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafsızlık şiarıyla(!) sürekli oy çağrılarını dinledi. Bu süreçte, bir de özgür medyaya yönelik girişimler, tehditler ve saldırılar tüm bu toplumsal gerçekliğin üzerinin örtülmesine neden oldu. Bu süreç maalesef hala tüm hızıyla dozu artırılmış bir şekilde sürdürülüyor. Gazeteci olduğunu iddia eden bir tetikçi, alenen bir medya grubuna el koyacağını ve kendilerinin yöneteceğini söylüyor. Gazetecilerin işten atıldığı, bir kısmının gözaltına alındığı, medya gruplarına kayyumların atandığı bir süreçte şimdi de 'basın kartları yenilenecek' bahanesiyle tarafsız basın emekçilerinin gazeteci kimliği gasp edilecek."

Doğan Grubu'ndan sert açıklama!

Doğan Grubu'ndan, dün bazı gazetelerde yer alan, Grubun Onursal Başkanı Aydın Doğan'ın telefonlarının dinlenerek şantaj yapıldığı haberlerine sert açıklama geldi.
Doğan Grubu adına Kurumsal İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ahter Kutadgu tarafından yapılan açıklamada, dün basında Doğan ailesinden Vuslat Doğan Sabancı ile grubun bazı yöneticileri ve yazar ve gazetecilerinin hukuk dışı telefon dinlemelerine maruz bırakıldığı yönünde haberler yer aldığına işaret edildi. Benzer haberlerin önceki yıllarda da gündeme geldiği ifade edilen açıklamada, açılan soruşturmaya adı geçen şahısların müdahil oldukları kaydedildi.

Açıklamada, şöyle denildi: “Yasa dışı telefon dinlemeleri kişilik haklarına ne kadar ağır bir tecavüz ise, Ethem Sancak'ın sahibi olduğu bir gazetenin bugünkü (dünkü) nüshasında yapılan da kişilik haklarına aynı alçaklıkta bir tecavüzdür. Bu gazete telefon dinlemelerine ilişkin haberi verirken, Onursal Başkanımız Sayın Aydın Doğan'a şantaj yapıldığı gibi bir yalanı dolaşıma sokmuştur. Bu alçakça bir iftira ve haysiyet cellatlığıdır. Bu gazete ve benzeri alçakça iftiraları ortaya atan bazı tetikçi medya kuruluşları, hangi bilgi ve belgeye dayandıklarını ortaya koymak ve iftiralarını ispat etmekle yükümlüdürler. Hukuk tanımazlık ve başkalarının hak ve özgürlüklerine tecavüz açısından bu gazete ve benzeri iftiraları atan diğer tetikçi medya kuruluşlarının, bizleri hukuk dışı telefon dinlemeleriyle mağdur edenlerden hiçbir farkı yoktur. Bizim tek güvencemiz hukuktur. Her kim hukuka aykırı davranıyorsa karşılığını görmeli ve cezalandırılmalıdır. Bu konuda devletimize güveniyoruz. Geçmişte olduğu gibi bugün de haklarımızı korumak için hukuken mümkün olan her şeyi yapacağımızdan kimsenin kuşkusu olmamalıdır.”


YÖK protestosunda polis tehdidi: Artık hiçbir şey eskisi gibi değil!

YÖK’ün kuruluş yıldönümünü protesto eden öğrenciler polisin sert müdahalesiyle karşılaştı. Akdeniz ve Mersin üniversitelerinde çok sayıda öğrenci gözaltına alındı. Beyazıt’taki gösteriler sırasında Bianet muhabiri Beyza Kural’ı ters kelepçe takarak gözaltına alan polis, “Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi değil artık, bunu öğreteceğiz size” diye bağırdı.
Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) 34. kuruluş yıldönümünde birçok üniversitede eylem yapmak isteyen öğrencilerle güvenlik güçleri arasında olaylar yaşandı.
Muhabire ters kelepçe
İstanbul Üniversitesi’nde, 32 öğrenci gözaltına alındı. Müdahale sırasında Bianet muhabiri Beyza Kural gözaltına alındı. Ters kelepçe takılan Kural, meslektaşlarının araya girmesi ile serbest bırakıldı. Bianet’in internet sitesinde yayımlanan videoda Kural’a bir polisin, “Artık hiç birşey eskisi gibi değil, bunu öğreteceğiz size” diye bağırdığı görüldü.
Gaziantep’te iki yasadışı sol örgütü üyesi, Şehit Şahin Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde müdürün odasını bastı. Odaya pankart asan bu kişiler, YÖK’ün kuruluşunu protesto etti. İhbar üzerine okula polis ekibi sevk edildi. 2 şüpheli, kapıyı kıran polisler tarafından gözaltına alındı.
Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde camlara asılan afişler, çevik kuvvet tarafından sökülürken, çatıya çıkan iki öğrenci, olta ile bağladıkları afişi çevik kuvvet görevlilerine doğru salladı.
Antalya Akdeniz Üniversitesi’nde 9, Ankara Üniversitesi’nde de 4 kişi gözaltına alındı.


Koza İpek Holding'le ilgili flaş karar!

Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği, kayyum atanan Koza İpek Grubu’na ait 3 şirkette kayyum atanmasına gerek olmadığına karar verdi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği’nin Koza İpek Grubu’na kayyum atanmasına pazartesi günü itiraz edilmişti. İtirazı değerlendiren Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği, 22 şirketten 3’üne kayyum atanmasına gerek olmadığına karar verdi. Kayyum atanmasına gerek olmadığının karar verildiği şirketler arasında medya kuruluşları yer almıyor.

Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararından sonra Ankara 6. Sulh Ceza Hakimliği de diğer kayyum atamalarına ilişkin yapılan itirazı değerlendirecek.



Ali Bulaç:'Hüseyin'in hikâyesi!'

Muğire bin Şu'be, Muaviye'ye hilafetin sürekli Beni Ümeyye'nin elinde kalması için oğlu Yezid'i veliahd ilan edip ona biat almasını tavsiye etmişti, Muaviye de öyle yaptı.
Babasının ölümünden sonra Yezid rıza veya baskıyla biat istemeye başlayınca Hz. Hüseyin ayaklandı. Çünkü Hz. Hasan'la Muaviye'nin yaptığı anlaşmaya göre Muaviye'den sonra hilafet Hz. Hasan'a veya Hz. Hüseyin'e geçecekti, Muaviye anlaşmaya bağlı kalmadı.
Belki Hz. Hüseyin Yezid'e biat etmeyip Medine'de kalmakla yetinecekti, onu kıyama sevk eden faktörlerden biri Kufelilerin ona üst üste mektuplar gönderip Yezid'i devirmeye teşvik etmeleriydi.
Hz. Hüseyin (r.a) Kufe'ye gitmek üzere yola çıktı, yolda ünlü şair Ferazdak'a rastladı. Ferazdak ona geri dönmesini öğütleyip şunları söyledi: “Onların kalpleri seninle ama kılıçları sana karşı olacaktır!” Azibu'l Hicanet denen yere geldiğinde de Hz. Hüseyin karşılaştığı dört atlıya Kufelileri sordu. Ona “Kufelilere bol miktarda rüşvet dağıtıldı, sana destek vermeyecekler.” dediler.  Hz. Hüseyin, bir kere azmettiği için “Allah'ın dediği olur.” deyip yola devam etti. Yol boyunca onu Hür bin Yezid'in komutasında bin kişilik bir ordu takip ediyordu. Derken bir süre sonra Kerbela denen mevkide Sasani İmparatorluğu'na son veren Kadısiyye Savaşı'nın kahramanı büyük sahabe Sa'd bin Ebi Vakkas'ın oğlu Ömer bin Sa'd, 4 bin kişilik ordusuyla çıkageldi. Hz. Hüseyin durumun ciddiyetini anlamıştı, Ömer'e üç seçenek sundu: a) İzin verin, Medine'ye geri döneyim; b) Yezid'le konuşarak ihtilafı çözelim; c) Sınır bölgelerinden birine gideyim. Ömer bu teklife sıcak baktı, kendisini bilgilendirdiği Yezid'in Kufe Valisi İbn Ziyad da, teklifin işe yarayacağını düşündü ama danışmanı Şimşir bin Zi'lcuşan, ele geçirilmişken Hüseyin'in infaz edilmemesinin vahim hata olacağını söyleyince İbn Ziyad, Ömer'e şu talimatı gönderdi. “Önce Yezid'e biat etsinler. Hüseyin ve arkadaşlarına su vermeyin. Nasıl Osman mahrum kaldıysa onlar da bir damla sudan mahrum kalsınlar. Emirlerim açıktır, teslim olursa bana canlı olarak gönder, direnirse kanını dök, hak ettiği şekilde vücudunu parça parça et, cesedini atlara çiğnet, çünkü o bir asidir ve cemaati terk etmiştir.”
Katliamdan önce gece gizlice Hz. Hüseyin ile Ömer bin Sa'd bir araya geldiler. Taberi ve İbn Esir'in kayıtlarına göre Hz. Hüseyin ona “Ordularını Kerbela'da bırak, seninle Yezid'e gidelim.” teklifinde bulundu. Ömer “Bunu yapacak olursa evini yerle bir edeceklerini” söyledi. Hz. Hüseyin “Evini yeniden yaparım.” deyince, Ömer “Bütün malımı mülkümü müsadere ederler.” dedi. Hz. Hüseyin Hicaz'daki malı mülkü için garanti verdiyse de, Ömer kabul etmedi.
57 yaşında şehid edilen  Hz. Hüseyin şöyle diyordu: “Ben kimin canına kıydım ki, beni öldürmek istiyorsunuz? Kimin malını gasbettim? Söyleyin, suçum nedir?”
İbn Ziyad'ın talimatı ve Ömer bin Sa'd'ın kararlılığı anlaşıldığında, onu Kerbala'ya kadar takip eden Hür bin Yezid, vicdanı infiale uğramış vaziyette “Allah'a andolsun cennetle cehennem arasında seçim yapıyorum, vücudum lime lime olsa da bunu günahlarımın kefareti sayıyorum.” deyip, ordudaki görevini bırakıp Hz. Hüseyin'in tarafına geçti, Hz. Hüseyin onun için şefkatle dua etti.
Kerbela olayının üzerinde durulması gereken birkaç boyutu var. Bir boyutu da Kufelilerin tavır ve tutumudur. Hz. Hüseyin'in davasında yüzde yüz haklı olduğuna kalpleriyle inanan Kufeliler onun yanında yer almadı. Bir bölümü korktular; bir bölümü iktidarın yanında yer alarak çıkar sağladılar, bir bölümü de “Nemelazım, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” dediler.
Bizim tarihimizin temel siyasi kodlarını Hz. Osman'ın şehadetiyle başlayıp “kerb-u bela”nın toprağında yaşanan dramlar, travmalar tayin etmiştir. Yönetimler de, halk da değişik biçimlerde yüzyıllarca aynı refleksleri göstermektedirler.