Türkiye
Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, vefatının 77'nci
yılında başta Anıtkabir'de olmak üzere tü yurtta törenlerle anılıyor.
Törenler,
Atatürk'ün hayata gözlerini yumduğu saat olan 09.05'te saygı duruşuyla
başladı. Saygı duruşu ve resmi törenlerin ardından vatandaşlar,
Atatürk'ün kabrini ziyaret etmek için Anıtkabir'e akın etti. Anıtkabir,
bu gece saat 20.30'a kadar ziyarete açık kalacak.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, ÇELENK BIRAKTI
Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığındaki devlet erkânı, Anıtkabir'deki
Aslanlı Yoldan Atatürk'ün kabrine yürüdü ve mozoleye kırmızı ve beyaz
karanfillerden oluşan Türk Bayrağı şeklinde bir çelenk bıraktı.
Cumhurbaşkanı
Erdoğan daha sonra Misakı Milli Kulesi'nde bulunan Anıtkabir Özel
Defteri'ni imzaladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan deftere şunları yazdı:
"Aziz
Atatürk, Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı ve Cumhuriyetimizin banisi
olarak vefatınızın 77. Yıldönümünde şahsınızı bir kez daha hürmetle,
rahmetle yad ediyoruz. Cumhuriyetimizin ilanının 92. Yıldönümünü geride
bıraktığımız bu dönemde bize işaret ettiğiniz muasır medeniyetler
seviyesinin üzerine çıkma hedefi doğrultusunda tüm gücümüzle çalışmayı
sürdürüyoruz. Dâhili ve harici bedhahlara rağmen Cumhuriyetimizin 100.
Kuruluş yıldönümü olan 2023 yılı için belirlediğimiz hedeflere ulaşarak
vasiyetinizi yerine getirmiş olacağız. Bu vesileyle şahsınız ve silah
arkadaşlarınızla birlikte tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor,
gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti inşallah
ilelebet payidar kalacaktır. Ruhun şad olsun."
DOLMABAHÇE SARAYI TÖRENİN ARDINDAN ZİYARETE AÇILDI
Dolmabahçe'deki
anma töreninde Atatürk'ün hayata gözlerini yumduğu odada bulunan yatağa
karanfiller kondu. Saatler 09.05'i gösterdiğinde saygı duruşunda
bulunuldu. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın ardından Atatürk'ün
odasına ziyaretçiler alındı. Atatürk'ü anmak için Dolmabahçe Sarayı
önünde vatandaşlar uzun kuyruklar oluşturdu. Ziyaretçiler sırayla içeri
alınıyor.
TAKSİM'DE TÖREN
Türkiye
Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 77. ölüm yıl
dönümünde Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde tören düzenlendi. Törene
İstanbul Valisi Vasip Şahin, 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar, İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Barosu Başkanı Ümit
Kocasakal, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri,
muharip gaziler ve çok sayıda kişi katıldı. Saatler 9'u 5 geçe sirenler
çalmaya başladı. Resmi protokolün yanı sıra genci yaşlısı herkes saygı
duruşunda bulundu. 1 dakika Taksim'de hayat durdu. Bayraklar yarıya
indirildi.
9'U 5 GEÇE HAYAT DURDU
Vatandaşlar
her yıl olduğu gibi bu yıl da saat 9.05'te sirenlerin çalmaya
başlamasıyla birlikte saygı duruşunda bulundular. Taşıt araçları
seyirlerine ara vererek kornalarını çalarken, kimi sürücüler de saygı
duruşuna katıldılar. Esnaf ve işyeri sahipleri de dükkân ve
mağazalarının kapısına çıkarak saygı duruşunda bulundular.
Kimdir, ne iş yapar, nerde yaşar, evli mi, bekar mı bilinmez.?
Amma Tüm ülke de twittırda verdiği bilgilerle herkesin dilinde.
Kimi Hızır dedi, kimi cin, kimi bir gurup insan.
Kimi Hakan Fidan dedi, kimi Bilal Erdoğan dedi, kimi bizzat Tayyip Erdoğan dedi.
Kimi Firavunun sarayında ki Musa gibi dedi, kimi aslında ben yokum dedi.
Bence Fuat Avni kim mi.?
Bence Fuat Avni herkes ve her şey olabilir.
Amma bence bu asla ve asla Cemaatin sahip çıkacağı biri değil ve cemaatin işi değil.
Bence Fuat Avni her dediği doğru olarak kabul edilecek biri değil ama dediklerine önemsiz denilecek bir kişi de değil.
İsterseniz aklımda ki Fuat Avnileri kısaca anlatayım.
1. Fuat Avni
; Kendi dediği gibi ülkesini seven ve bunca yapılan haksızlıklara ve
yanlışları içine sindiremeyen , ama bulunduğu yerde de olmak zorunda
olduğu için kendini gizleyen yanlış yerde ki doğru kişi. Tüm bunları
vatanını sevdiği için yapıyor.
Peki sizce bu sadece bu mudur.?
Bence bu sorunun cevabı kısa ve net olarak “evet” olabilir.
Evet bugüne kadar dediklerinin tümüne yakını doğru çıktı. Evet halkın
dar oligartların içini, kimler olduklarını, nasıl bir zihniyete sahip
olduklarını öğrenmesini sağladı.
Evet karşı karşıya olduğumuz tehlikenin ne kadar ciddi olduğunu ve neler yapabileceklerini öğrenmiş olduk.
Evet bazı operasyonları önceden söyleyerek bazı şahızların kurumların tedbir almasını sağladı.
Evet
halkın ümitsizliğe düştüğü zamanlarda bize ümit aşıladı bu Tiranlık
sistemine karşı. Evet seçim zamanı AKP nin yapacağı tüm hileleri önceden
söyledi ve çoğu çıktı.
2. Fuat Avni ; malum dar oligartların kurguladıkları bir projemidir.
Peki sizce bu olabilir mi.? Bence bu sorunun cevabı
Evet olabilir
Neden mi.
Zira mantıklı düşünüldüğünde bu açıklamaya çok sayıda soru işaretinin eşlik ettiğini görüyoruz.
Nasıl bu kadar yakın ama bu kadar iyi kendini gizleyebiliyor
Nasıl bu bilgileri hiç acele etmeden , imla kurallarına uygun şekilde twit atabiliyor.
Neden bu güne kadar bekledi de 17-25 aralıktan sonra ortaya çıktı.
Nasıl Saray haricinde olan olayları, kişileri, mekanları bilebiliyor.
Tek kişi mi, yoksa bir takım mı.?
Acaba halkı ve kamuoyunu önceden yapılacak operasyonlara hazırlamak için bir projemi.
Acaba olaylar olmadan halkın tepkisini ölçmek adına bir oltamı.
Acaba böyle bir kişinin varlığı ile cemaatin gerçekten istihbarat ve
gizli kapaklı işler yapıyor imajını verdirmek için kugulanan bir oyun
mu.?
Acaba
ilerde yapılacak büyük operasyonlardan önce altyapı ve kişilerin
tesbiti ve delil toplama amacıyla ortaya konulan bir zemin etüdü mü.?
Acaba
yarın ortaya çıktığında ben cemaatteyim dedirtilerek cemaatin halk
nezdinde ki itibarını sarsma ve denilen suçlamaları haklı çıkarma adına
bir proje mi.?
Daha bunun gibi yüzlerce soru sorulabilir ve şüpheler dile getirilebilir.
Her
iki seçenekte olabilir ama bence Cemaatta ki arkadaşlar tamamiyle Fuat
Avni’nin dediği herşey doğrudur deyip sahip çıkmamalı ve sahiplenmemeli.
Zira yarın üzerine kendi eliyle yapıştırdıkları bu şeyi sökemezler ve ihale cemaate kalır.
İkincisi cemaat her zaman şunu demiştir.
Allah var gam yok.
O zaman bu cemaat ne Fuat Avniler den nede fani kişilerden yardım ve kurtuluş beklememeli.
Nasıl
ki cemaatin yaptıklarını şahıslara bağlamak yanlıştır. Zira bu olan
şeylerin hepsi Allah’ın inayetiyle olmuştur anlayışı var, aynı şekilde ” bu zor günlerden ve sıkıntılardan feraha çıkaracakta sadece Allah’tır” demeli ve hiç bir şahsa büyük misyonlar yüklenmemeli.
Hz. İbrahim’in dediği gibi “Allah ne güzel vekildir ,madem O görüyor O bize yeter” demeli ve sırtımızı sadece Allah’a dayayıp ondan yardım beklemeli ve dua ve maneviyata ağırlık vermelidir.
Zira bizim vazifemiz seferdir.
Zafer bizim işimiz değildir.
Zaferi rabbim nasip edecekse kimse engel olamaz
Zaferi rabbim nasip etmeyecekse Fuat Avniler de fayda etmez.
CHP
Milletvekili Eren Erdem, "Muhalif medyaya açıkça kılıç çeken AKP
yönetiminin, korkarım ki muhalif hatta kendinde taraf olmayan bağımsız
basın emekçilerinin kartlarını yenilememesi gibi bir durum söz konusu.
Kan bulaştırdıkları basın kartlarına bir de yenileme bahanesiyle el
koymaya hazırlanıyorlar." dedi
CHP
İstanbul Milletvekili Eren Erdem, Basın Yayın Enformasyon Genel
Müdürlüğü'nün basın kartlarının yenilenmesine dair verdiği kararla
ilgili yazılı basın açıklaması yaptı.
CHP
Medyaya Baskıyı İzleme komisyonu'nda da yer alan Erdem, "Seçim
sürecinde hepimizin tanık olduğu medyaya yapılan baskı ve basın
emekçilerine yönelik tutum, seçimden sonra da dozajı artmış bir şekilde
sürdürülmektedir. En son alınan bir kararla bir süredir sosyal medya
üzerinden yayılan bir söylentinin gerçekleştirilmeye başladığını
görüyoruz. Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, basın kartlarının
henüz değiştirme zamanı gelmeden yenilenmesi için çalışmalar başlattı.
Bilindiği gibi ağustos ayında tamamen siyasal gerekçelerle değiştirilen
basın kartı Yönetmeliği, basın emekçilerinin birçok hakkını gasp etmiş
ve ciddi eşitsizlikler yaratmıştı. Yine basın kartını hak ettiği
belirlenen birçok gazeteciye kartlarının verilmediği, kartların ilgili
müdür tarafından keyfi olarak imzalanmadığı da bu süreçte ortaya
çıkmıştı. Muhalif medyaya açıkça kılıç çeken AKP yönetiminin, korkarım
ki muhalif hatta kendinde taraf olmayan bağımsız basın emekçilerinin
kartlarını yenilememesi gibi bir durum söz konusu. Kan bulaştırdıkları
basın kartlarına bir de yenileme bahanesiyle el koymaya
hazırlanıyorlar." ifadelerini kullandı.
'AKP, HAVUZ TETİKÇİLERİYLE DOLU BİR MEDYA ORDUSU OLUŞTURDU'
Seçim
sürecinde halkın doğru haber almasının engellenmesi için devletin tüm
organlarının kullanıldığını belirten Erdem, açıklamasına şöyle devam
etti: "Seçim sürecinde muhalefetin seçim kampanyası yürüteceği, halka
kendisini anlatacağı veya propaganda yapabileceği bir zemin yoktu.
Yaşanan dehşet verici katliamların gölgesinde ve devlet zafiyetiyle
beslenen güvensizlik ortamında elbette seçim kampanyası yapılmazdı.
Ancak bir diğer taraftan AKP yönetiminin tüm medyayı gasp eden tutumu da
muhalefetin kendisini halka anlatamadan seçime girmesine neden oldu.
Halkımız TRT'de onlarca saat AKP'nin yalanlar ve manipülasyonlarla dolu
açıklamalarına maruz kaldı, öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan
tarafsızlık şiarıyla(!) sürekli oy çağrılarını dinledi. Bu süreçte, bir
de özgür medyaya yönelik girişimler, tehditler ve saldırılar tüm bu
toplumsal gerçekliğin üzerinin örtülmesine neden oldu. Bu süreç maalesef
hala tüm hızıyla dozu artırılmış bir şekilde sürdürülüyor. Gazeteci
olduğunu iddia eden bir tetikçi, alenen bir medya grubuna el koyacağını
ve kendilerinin yöneteceğini söylüyor. Gazetecilerin işten atıldığı, bir
kısmının gözaltına alındığı, medya gruplarına kayyumların atandığı bir
süreçte şimdi de 'basın kartları yenilenecek' bahanesiyle tarafsız basın
emekçilerinin gazeteci kimliği gasp edilecek."

Doğan
Grubu'ndan, dün bazı gazetelerde yer alan, Grubun Onursal Başkanı Aydın
Doğan'ın telefonlarının dinlenerek şantaj yapıldığı haberlerine sert
açıklama geldi.
Doğan
Grubu adına Kurumsal İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ahter
Kutadgu tarafından yapılan açıklamada, dün basında Doğan ailesinden
Vuslat Doğan Sabancı ile grubun bazı yöneticileri ve yazar ve
gazetecilerinin hukuk dışı telefon dinlemelerine maruz bırakıldığı
yönünde haberler yer aldığına işaret edildi. Benzer haberlerin önceki
yıllarda da gündeme geldiği ifade edilen açıklamada, açılan soruşturmaya
adı geçen şahısların müdahil oldukları kaydedildi.
Açıklamada,
şöyle denildi: “Yasa dışı telefon dinlemeleri kişilik haklarına ne
kadar ağır bir tecavüz ise, Ethem Sancak'ın sahibi olduğu bir gazetenin
bugünkü (dünkü) nüshasında yapılan da kişilik haklarına aynı alçaklıkta
bir tecavüzdür. Bu gazete telefon dinlemelerine ilişkin haberi
verirken, Onursal Başkanımız Sayın Aydın Doğan'a şantaj yapıldığı gibi
bir yalanı dolaşıma sokmuştur. Bu alçakça bir iftira ve haysiyet
cellatlığıdır. Bu gazete ve benzeri alçakça iftiraları ortaya atan bazı
tetikçi medya kuruluşları, hangi bilgi ve belgeye dayandıklarını ortaya
koymak ve iftiralarını ispat etmekle yükümlüdürler. Hukuk
tanımazlık ve başkalarının hak ve özgürlüklerine tecavüz açısından bu
gazete ve benzeri iftiraları atan diğer tetikçi medya kuruluşlarının,
bizleri hukuk dışı telefon dinlemeleriyle mağdur edenlerden hiçbir farkı
yoktur. Bizim tek güvencemiz hukuktur. Her kim hukuka aykırı
davranıyorsa karşılığını görmeli ve cezalandırılmalıdır. Bu konuda
devletimize güveniyoruz. Geçmişte olduğu gibi bugün de haklarımızı
korumak için hukuken mümkün olan her şeyi yapacağımızdan kimsenin
kuşkusu olmamalıdır.”

YÖK’ün
kuruluş yıldönümünü protesto eden öğrenciler polisin sert müdahalesiyle
karşılaştı. Akdeniz ve Mersin üniversitelerinde çok sayıda öğrenci
gözaltına alındı. Beyazıt’taki gösteriler sırasında Bianet muhabiri
Beyza Kural’ı ters kelepçe takarak gözaltına alan polis, “Bundan sonra
hiçbir şey eskisi gibi değil artık, bunu öğreteceğiz size” diye bağırdı.
Yükseköğretim
Kurulu’nun (YÖK) 34. kuruluş yıldönümünde birçok üniversitede eylem
yapmak isteyen öğrencilerle güvenlik güçleri arasında olaylar yaşandı.
Muhabire ters kelepçe
İstanbul
Üniversitesi’nde, 32 öğrenci gözaltına alındı. Müdahale sırasında
Bianet muhabiri Beyza Kural gözaltına alındı. Ters kelepçe takılan
Kural, meslektaşlarının araya girmesi ile serbest bırakıldı. Bianet’in
internet sitesinde yayımlanan videoda Kural’a bir polisin, “Artık hiç
birşey eskisi gibi değil, bunu öğreteceğiz size” diye bağırdığı görüldü.
Gaziantep’te
iki yasadışı sol örgütü üyesi, Şehit Şahin Mesleki ve Teknik Anadolu
Lisesi’nde müdürün odasını bastı. Odaya pankart asan bu kişiler, YÖK’ün
kuruluşunu protesto etti. İhbar üzerine okula polis ekibi sevk edildi. 2
şüpheli, kapıyı kıran polisler tarafından gözaltına alındı.
Eskişehir
Anadolu Üniversitesi’nde camlara asılan afişler, çevik kuvvet
tarafından sökülürken, çatıya çıkan iki öğrenci, olta ile bağladıkları
afişi çevik kuvvet görevlilerine doğru salladı.
Antalya Akdeniz Üniversitesi’nde 9, Ankara Üniversitesi’nde de 4 kişi gözaltına alındı.
Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği, kayyum atanan Koza İpek Grubu’na ait 3 şirkette kayyum atanmasına gerek olmadığına karar verdi.
Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Ankara 5. Sulh Ceza
Hakimliği’nin Koza İpek Grubu’na kayyum atanmasına pazartesi günü itiraz
edilmişti. İtirazı değerlendiren Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği, 22
şirketten 3’üne kayyum atanmasına gerek olmadığına karar verdi. Kayyum
atanmasına gerek olmadığının karar verildiği şirketler arasında medya
kuruluşları yer almıyor.
Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararından sonra Ankara 6. Sulh Ceza
Hakimliği de diğer kayyum atamalarına ilişkin yapılan itirazı
değerlendirecek.
Muğire
bin Şu'be, Muaviye'ye hilafetin sürekli Beni Ümeyye'nin elinde kalması
için oğlu Yezid'i veliahd ilan edip ona biat almasını tavsiye etmişti,
Muaviye de öyle yaptı.
Babasının
ölümünden sonra Yezid rıza veya baskıyla biat istemeye başlayınca Hz.
Hüseyin ayaklandı. Çünkü Hz. Hasan'la Muaviye'nin yaptığı anlaşmaya göre
Muaviye'den sonra hilafet Hz. Hasan'a veya Hz. Hüseyin'e geçecekti,
Muaviye anlaşmaya bağlı kalmadı.
Belki
Hz. Hüseyin Yezid'e biat etmeyip Medine'de kalmakla yetinecekti, onu
kıyama sevk eden faktörlerden biri Kufelilerin ona üst üste mektuplar
gönderip Yezid'i devirmeye teşvik etmeleriydi.
Hz.
Hüseyin (r.a) Kufe'ye gitmek üzere yola çıktı, yolda ünlü şair
Ferazdak'a rastladı. Ferazdak ona geri dönmesini öğütleyip şunları
söyledi: “Onların kalpleri seninle ama kılıçları sana karşı olacaktır!”
Azibu'l Hicanet denen yere geldiğinde de Hz. Hüseyin karşılaştığı dört
atlıya Kufelileri sordu. Ona “Kufelilere bol miktarda rüşvet dağıtıldı,
sana destek vermeyecekler.” dediler. Hz. Hüseyin, bir kere azmettiği
için “Allah'ın dediği olur.” deyip yola devam etti. Yol boyunca onu Hür
bin Yezid'in komutasında bin kişilik bir ordu takip ediyordu. Derken bir
süre sonra Kerbela denen mevkide Sasani İmparatorluğu'na son veren
Kadısiyye Savaşı'nın kahramanı büyük sahabe Sa'd bin Ebi Vakkas'ın oğlu
Ömer bin Sa'd, 4 bin kişilik ordusuyla çıkageldi. Hz. Hüseyin durumun
ciddiyetini anlamıştı, Ömer'e üç seçenek sundu: a) İzin verin, Medine'ye
geri döneyim; b) Yezid'le konuşarak ihtilafı çözelim; c) Sınır
bölgelerinden birine gideyim. Ömer bu teklife sıcak baktı, kendisini
bilgilendirdiği Yezid'in Kufe Valisi İbn Ziyad da, teklifin işe
yarayacağını düşündü ama danışmanı Şimşir bin Zi'lcuşan, ele
geçirilmişken Hüseyin'in infaz edilmemesinin vahim hata olacağını
söyleyince İbn Ziyad, Ömer'e şu talimatı gönderdi. “Önce Yezid'e biat
etsinler. Hüseyin ve arkadaşlarına su vermeyin. Nasıl Osman mahrum
kaldıysa onlar da bir damla sudan mahrum kalsınlar. Emirlerim açıktır,
teslim olursa bana canlı olarak gönder, direnirse kanını dök, hak ettiği
şekilde vücudunu parça parça et, cesedini atlara çiğnet, çünkü o bir
asidir ve cemaati terk etmiştir.”
Katliamdan
önce gece gizlice Hz. Hüseyin ile Ömer bin Sa'd bir araya geldiler.
Taberi ve İbn Esir'in kayıtlarına göre Hz. Hüseyin ona “Ordularını
Kerbela'da bırak, seninle Yezid'e gidelim.” teklifinde bulundu. Ömer
“Bunu yapacak olursa evini yerle bir edeceklerini” söyledi. Hz. Hüseyin
“Evini yeniden yaparım.” deyince, Ömer “Bütün malımı mülkümü müsadere
ederler.” dedi. Hz. Hüseyin Hicaz'daki malı mülkü için garanti verdiyse
de, Ömer kabul etmedi.
57
yaşında şehid edilen Hz. Hüseyin şöyle diyordu: “Ben kimin canına
kıydım ki, beni öldürmek istiyorsunuz? Kimin malını gasbettim? Söyleyin,
suçum nedir?”
İbn
Ziyad'ın talimatı ve Ömer bin Sa'd'ın kararlılığı anlaşıldığında, onu
Kerbala'ya kadar takip eden Hür bin Yezid, vicdanı infiale uğramış
vaziyette “Allah'a andolsun cennetle cehennem arasında seçim yapıyorum,
vücudum lime lime olsa da bunu günahlarımın kefareti sayıyorum.” deyip,
ordudaki görevini bırakıp Hz. Hüseyin'in tarafına geçti, Hz. Hüseyin
onun için şefkatle dua etti.
Kerbela
olayının üzerinde durulması gereken birkaç boyutu var. Bir boyutu da
Kufelilerin tavır ve tutumudur. Hz. Hüseyin'in davasında yüzde yüz haklı
olduğuna kalpleriyle inanan Kufeliler onun yanında yer almadı. Bir
bölümü korktular; bir bölümü iktidarın yanında yer alarak çıkar
sağladılar, bir bölümü de “Nemelazım, bana dokunmayan yılan bin yıl
yaşasın” dediler.
Bizim
tarihimizin temel siyasi kodlarını Hz. Osman'ın şehadetiyle başlayıp
“kerb-u bela”nın toprağında yaşanan dramlar, travmalar tayin etmiştir.
Yönetimler de, halk da değişik biçimlerde yüzyıllarca aynı refleksleri
göstermektedirler.